jules verne misali …

Ocak 24, 2010 yapan harezmi

ay’a kapağı attığımıza göre geriye ne kaldı?
tabii ki “zaman yolculuğu”…

yıllar önce merak etmiştim bu olayı. ve karşıma şuna benzer şeyler çıkmıştı:
“termodinamiğin ikinci yasası der ki evrenin kullanılabilir enerjisi sürekli azalmaktadır.”

bunun zaman yolculuğu ile ne ilgisi var peki?
enerji geriye dönmüyor yani. olaylar hep ileri yönde gerçekleşiyor…

tabi buna morali bozulan bazı bilim adamları(Nobert Wiener …), “eğer bir noktada bilgi varsa, orada kayıp yoktur” diyerek “sibernetik bilimi”ni ortaya atıyorlar.

neyse biz asıl konumuza dönelim. bilgisayar bilimleri ile biz bu işe nasıl katkı sağlayabiliriz?

beynin hafıza bölgelerine nüfuz edip, ilgili geçmişi/hatıraları “güçlendirilmiş gerçeklik” ile orta yere getirebiliriz. bu “gerçeklik” ile yeniden karşılaşabilir insan. tabii bu noktada, gerçekliğin içindeki diğer şahısların davranışlarının da modellenebilmesi gereklidir. acaba onlar da aynı sistemin içine dahil olarak- yani aynı araç ve gereçlerle aynı geçmişin güçlendirilmiş gerçeklik ile  ortaya çıkarılması sürecine – bu modelleme derdinden de kurtuluruz.

bekleyelim…

Ólafur Arnalds – 3055

Ocak 17, 2010 yapan harezmi

büyük bir sabırla ilerliyor sesler.
ses ve
ardından başka bir ses …
iki ses arasında bir parmak hareketi var sadece.

bir ara kaçmak istiyor en önde olan grupta.
yükselmek …
her yükseliş kaçıştır, her kaçış yükseliştir.
sesler …
aslında parmaklardan kurtulmak istiyor …

dönüm noktası …
sesler tellerden de kurtulmak istiyor.
önce susuyor hepsi. sonra gökteki izleri yankılanıyor.

kelimelerin sınırı, çizgilerin sınırıdır.

Ocak 15, 2010 yapan harezmi

ilk önce çizgiyi yarattı Tanrı ve ressamlara teslim etti.
onlar  çizdiler gökyüzüne  bulutları, yıldızları; daha sonra yeryüzüne de toprağı, tohumu… ama, sonra anladılar ki bu göğün bir sınırı yok, yeryüzünün başı-sonu yok!
“dehşetli” intihar ettiler.

sonra kelimeleri yaratıp Tanrı, şairlere teslim etti.
onlar boyadılar gökyüzünü, toprağı sürdüler, tohuma ağacı yazdılar, buluta yağmuru karaladılar…
anladılar ki sürülecek toprağın, boyanacak gökyüzünün sınırı yok !
“o halde” dediler… “o halde söylenecek sözün de sınırı yok!”

ilk önce çizgiler vardı.
kelimeler sonra geldi.
o halde Wittgenstein, “kelimelerin sınırı, çizgilerin sınırıdır!”

şişenin içindeki sinek

Ocak 6, 2010 yapan harezmi

“Şişenin içinden dışarı çıkmak isteyen ama sürekli cama toslayarak, sersemleyen sineğe:
…dışarısını görebilirsin…bunu anlıyorum, ama asla dışarı çıkamazsın! ..sen cama toslamaya mahkumsun!”

başını kaldırsa bu sinek görecek ki, şişenin ağzı açık.
niçin kaldırmıyor başını?
sök at o kanatları o zaman!

hesaplama felsefesi-1

Ocak 1, 2010 yapan harezmi

çoğu insan felsefenin zor, temel, vs.. sorularla – hayatın anlamı, varoluş vs..-uğraştığını düşünmektedir.
fakat biz bu sefer farklı bir çizgide ilerleyeceğiz.

hesaplama felsefesi, “bir bilgisayar bilimcisi hesaplama yöntemini araştırırken nasıl bir yol izler?”, “bilgisayar bilimlerinin temel konusu nedir?” gibi sorular sorar ve cevaplar arar. yukarıdaki genel felsefeye kıyasla, daha spesifik, sağduyuya yakın ve iyi tanımlanmış sorulardan oluşur.

hesaplama felsefesi hakkında konuşmadan önce şu iki mevzu üzerine bilgimiz olmalıdır:
1. bilim felsefesi
2. bilgisayar biliminin ne olduğu

bu iki mevzunun anlaşılması ile şunları elde edeceğiz:
1. bilim felsefesindeki temel fikirleri ve kavramları tanıyacağız.
2. bilgisayar bilimlerinin temel kavramları, içeriği ve yapısı hakkında temel tartışmaları/ görüşleri anlayacağız.
3. bilgisayar bilimlerindeki temel tartışmaları, bilim felsefesinin temel fikirleriyle bağdaştırabileceğiz.
4. bilgisayar bilimlerini, bilim felsefesi kavramlarıyla ifade edebileceğiz.
5. bilgisayar bilimlerinin araştırma alanları hakkında, sınırları ve tanımı hakkında, bilim felsefesi açısından, kafa patlata bileceğiz.

bilim felsefesi “bilim nedir?”, “bilimsel bilgi nedir?” vs… gibi sorulara cevaplar arar. aslında bilim felsefesinin tüm temel soruları 3 alan etrafında döner: i) ontoloji, ii) epistemoloji ve iii) metodoloji.

bilim felsefesindeki temel fikirlere kısaca değinelim:

Viyana çevresi (mantıksal pozitivizm) bilginin sadece deneyim ve bilimsel olarak kanıtlanmış anlamlı iddialardan geleceğini öne sürüyordu. Fakat Karl Popper, evrensel bir kanıtlamanın mümkün olmadığını, dolayısıyla gözlemin ancak bir şeyi “yanlışlamak” için kullanılabileceğini söylüyordu. “Yapılan her olumlu gözlemle iddia güçlenir, yanlışlanmaya karşı direnç kazanır.”
Kuhn ise olaya gerek Popper’den gerekse de Viyana  çevresinden farklı bakıyordu. Ona göre her bilim insanı, bilimsel gözlemi açıklarken o anki “bilimsel ana çatıyı” kullanıyordu. Ara sıra “bilimsel ana çatı” (teoriler) ile “gözlem” arasında bir çatışma olur. bu da yeni bilimsel teorilerin doğmasına yol açar.
Paul Feyerabend … o bir bilim anarşistiydi. onu henüz anlayamadım :D
aslında bu bakış açılarının neden farklı olduğu da üzerine düşünülmesi gerekilen ayrı bir felsefi sorundur. filozoflar “doğru”/”gerçeklik” tanımı üzerinde uzlaşamamış gibi görünüyor.

peki bilim nedir? zor bir soru aslında. gözlem, tanımlama ve teorik açıklamaları bünyesinde barındıran bir akvite diyebiliriz belki. ya da deney ve gözlemle sistematik/mantıksal olarak artan bilgi yığını. ya da gerçeklerden (the facts) üretilen yapısal bir bilgidir. (gerçekler nereden gelir? gözlemle mi? yoksa çıkarsama/düşünce ile mi?)

bir çok tanım verip, bu tanımlara eleştiri getirebiliriz. bu zor olmayacaktır. dikkat çeken bir nokta ise bilimin toplum tarafından, “doğru”, “gerçek”, “hakikat” gibi kavramlarla eş tutulması olayıdır. bunlar üzerine düşünmemiz gerekecektir. (aslında bu mevzularda ayrı bir düşünce etkinliğidir. burada bu konulara girersek amacımız dışına çıkmış oluruz diye düşünüyorum.)

net bir tanım ortaya koymaya çalışalım bilim için. bilimde üzerinde çalıştığımız nesne nedir? tabi ki “bilgi”dir. peki bu nesne üzerinde hangi araçları kullanarak çalışırız? i) gözlem ii) deney ve iii)düşünce. sonuçta üretilen şey de “yeni bir bilgi”den başka bir şey değildir. dikkat edeceğimiz bir kaç nokta var tabii. biz “bilgi” yi gözlem, deney veya düşünce ile işlerken/sorgularken kullandığımız “bilgi/bilgiler” üzerinde çalıştığımız bilgiden farklıdır. eğer bu iki bilgi arasında bir çelişki oluyorsa ya bilimsel olmayan bir bilgi üzerine çalışma yapıyoruz ya da “devrim” yapıyoruz diyebiliriz (Kuhn’un anlatmaya çalıştığı nokta burası).   gerek kullandığımız araçlar, gerekse de üzerinde çalıştığımız “bilgi” objektiftir. bu bakış açısıyla matematik, fizik, kimya, psikoloji vs… birer bilim oluyor.

peki matematik ile fiziği ayıran şey nedir? fiziğin nesneleri doğada bizden bağımsız olarak vardır, fakat matematiğin nesneleri bizim düşüncelerimiz ile yeryüzüne iner. (tabii matematiğin de bizden bağımsız olarak var olduğu görüşüne sahip insanlar da vardır. ama benim için matematik ya da bilgisayar bilimi, bizim daha önceden tanımladığımız nesneler üzerinde oyunlar oynayarak elde ettiğimiz bilgiler/düşünceler örgüsüdür. hatta bu muhabbet materyalizm-idealizm tartışmasına kadar bile gider.)

o halde bilgisayar bilimi denilen şey nedir?


gerçekler ve hayaller

Aralık 23, 2009 yapan harezmi

insanı çepeçevre saran o kadar şey -üzüntü, sevinç, sevgi vs…- varken
“insan zekası seviyesinde” bir “yapay zeka”yı amaçlamak ne kadar zekice?

kafama bu takıldı şu an?

zaman üstümüze ağını atmışken, niye bu hayallerin peşinden koşmak ?çocukça değil mi? sadece çocuklar bilmez zamanı, bir de uyuyanlar.
uykuda mıyız yoksa?

ölümsüz olmak!
ölümlülerin ölümünü görmekten başka bir  şey katmayacak ölümsüz olana ölümsüzlük.

“bilimsel gerçekler” ne kadar gerçekçi?
hayal gücü bilgiden gerçekten önemli midir?

kelimeler ve sayılar

Aralık 16, 2009 yapan harezmi

bugün bir kelime ile sayılara eşleyebilir miyiz diye düşündüm.
burada önemli olan “kelime” nin semantiğini kaybetmemek.
aslında bu semantik, kelimenin diğer kelimelerle olan zıt, eş, yan vs… anlamından kaynaklanan bir semantik.

nasıl?

“doğru” ve “yanlış” kelimeleri birbiriyle zıt anlamlıdır. birini “000″ olarak temsil edersek, diğerini de “111″ olarak temsil etmemiz gerekecek. yani kelimeleri birbirleriyle “anlam” bakımından ilişkilendirebiliriz.  önemli olan bu kelimelerin aynı “kavramlar kümesine” ait olmasıdır.

ama hiç bir zaman “111″ neye karşılık geldiğini anlamayacak bilgisayar.
belki bir gün anlar!

bir sorun daha

Aralık 13, 2009 yapan harezmi

aklıma gelen/ takılan bir başka sorun daha var aslında.
“eşya”nın bir “ifade” şeklinden “başka bir ifade” biçimine dönüşmesi, onun doğasında bir şeyleri değiştirir mi?

ee bunun yapay zeka’yla ne ilgisi var diyeceksiniz. düşünelim.

biz kelimeleri kendi doğalarından ayırıp bilgisayarda “sembolik” ya da “sub-sembolik” olarak temsil edelim. bu durumda kelimelerin kendi yapıları/ anlamı/ varoluşu bir değişikliğe uğramayacak mıdır?

ya da bir ırmak simülasyonu mesela? ırmağın doğa içindeki yapısı/ anlamı/ varoluşu, bilgisayarda modellenirken bir “değişikliğe” uğrayacak mıdır? ırmak simülasyonunda, değirmenden  enerji elde edemeyiz! (bu örnek aklıma nereden geldi şimdi? Searle bilinç altına sızmış olmalı)

hesaplama felsefesi açısından yapay zeka

Aralık 12, 2009 yapan harezmi

“İnsan felsefe yaparken kaosun içine inmek ve orada kendini iyi hissetmek zorundadır” der Wittgenstein.
şimdi öyle bir şey yapacağız.

ortaya şöyle bir kaç soru atacağım: “bilgisayar kendi içinde neyi örebilir?”, “dünyanın/ ya da dünyadaki şeylerin örgüsü nedir?” ve “bilgisayarın örgüsü, dünyanın örgüsünden bağımsız mıdır?” diyelim ki “bilgisayar”daki örülebilen her şeyin kümesi B, dünyada örülü her şeyin kümesi ise D olsun. bu durumda B ile D arasında nasıl bir ilişki vardır? “bilgisayar”, “dünyevi bir mevzu mudur?” (olay biraz matematik felsefesine kayar gibi oldu…)

ontolojik, epistemolojik sorular bunlar.

mesela “zaman” kavramının, “dünya” içindeki tanımı, yeri nedir? bu çerçevede “bilgisayar”daki yeri, tanımı ne olacaktır/ ya da olabilecek midir?  aynı şekilde “zekanın”, “dünya”daki tanımı ve “bilgisayar”daki tanımı ne olacaktır?

düşünecek olursak bizim “X”e vereceğimiz her “dünyevi” tanım içindeki diğer kavramlar da- eğer “X” mevzusunu “bilgisayar”da “X”in “dünyevi” tanımıyla aynı biçimde tanımlıyorsak- “bilgisayarda” var olmak zorundadır.  bu ne demek?

mesela “zeka”yı Turing’in tanımladığı gibi insanlarla iletişime geçip (yazılı olarak), bir şekilde onlara insan olduğunu inandırmak olarak düşünürsek ki- kısaca dil işleme olayı olarak bakalım buna- o halde bu olaya ilişkin her şey- sağduyudan  bilgi temsiline, dil bilmeden kelime kavramaya kadarki tüm bilişsel süreçler de bilgisayarda var olmak zorundadır.
ama yok benim için “zeka”, bir amaç fonksiyonunu minimize/ maksimize etmektir derseniz bu durumda ihtiyaç duyacağınız tek şey o fonksiyon ve o fonksiyona ait “dünyevi” ya da “idea alemindeki ” parametrelerinin temsilidir.

aslında bu şekilde de neden bir “zeka” tanımının “yapay zeka” tanımını etkilediğini anlamış olduk.
yani “yapay zeka” nın tanımı, “zeka” yı nasıl tanımladığımıza bağlıdır.

ilgi alaka nereye kaydı?

Aralık 6, 2009 yapan harezmi

uzun zamandır tüm yapay zeka problemlerini içinde barındıran tek bir yapay zeka probleminin varlığı üzerine düşündüm.
yapay zeka’ nın temel problemleri, zeka’yı açıklarken/tanımlarken kullandığımız fenomenlerle eşdeğerdir diye düşünüyorum. bu durumda biz zeka’ yı “anlama”, “çıkarsama”, “uyum sağlama”, “bilgiyi temsil etme”, “anlamlandırma”, “kavram üretme”, “kavrama”, “tanıma”, “idrak”,  ”sezgi” vs… gibi fenomenlerle/kavramlarla bu bunların birbirleriyle olan ilişkileriyle açıklamaya çalışacağız.
yapabilinecek şey bu kavramların meta-tanımları ve meta-ilişkilerini ortaya koyup, her çağın bilimsel değerlerine göre bir içerik verilmesi, ve bundan da zeka’yı-yapay zeka’yı elde etmektir: matematik, mantık, bilişsel bilim ve felsefe(fizik ve biyoloji felsefesi, yapay zeka, akıl, bilgi, varlık ve işimizi doğru yapıyor muyuz diye bilim felsefesi … ) ile birlikte…
yukarıdaki tüm bu kavramları bünyesinde barındıran, bir değil iki mevzu keşfettim: “dil anlama” ve “hesaplanabilir felsefe” dir.

başka çıkış yolu?

bence yok.