‘Felsefe’ Kategorisi için Arşiv

and ve or’ un cebirsel ifadesi üzerine kafa patlatmalar

Ağustos 3, 2009

diyelim ki v(x) bize, eğer x==false ise 0, x==true ise 1 döndersin.

  1. (v(a) and v(b)) = min(v(a),v(b)) ‘dir.
  2. (v(a)   or  v(b) )= max(v(a),v(b)) ‘dir.

mantık (klasik mantık) ile cebir arasındaki ince çizgi….
hangisi nerede başlar hangi nerede biter?

John Searle Notları / Akıllar, Beyinler ve Bilim

Mayıs 24, 2009

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM – ALGILAYAN BİLİM

  • “A, B’ ye şu olaydan dolayı oy verdi.” Bu önermenin günlük hayatta açıklaması basit. Kişinin tutumu, isteği, korkusu vs…
  • “A, B’ye hipotalamusunun durumu nedeniyle oy verdi.” Nörofizyolojik bilimsel bir açıklamadır. Fakat günlük hayatta işe yaramaz.

Bu iki durum bizi boşlukta bırakıyor. Akıl ile beyin arasında bir boşlukta. Bu boşluk zamanında nörofizyolojiye dayanmayan insan davranış bilimiyle (Davranışçılık) açıklanmaya çalışıldı. Fakat başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu boşluğu doldurmaya çalışan sonuncu yaklaşım da sayısal bilgisayarlarla insan arasındaki benzerliklere bel bağlayan, “beyin bir bilgisayardır, akıl da onun programıdır.” görüşüne sahiptir. “Algılayıcılık” adını verdiğimiz bu akım, “algılama psikolojisi” ve “yapay zeka”dan hareket ediyor ve “algılama bilimi” denilen yeni bir disiplinin temel görüşünü biçimlendiriyor.

Algılamacılığın iddaları şunlardır:

  • Düşünmek bir bilgi işlemdir, ve düşünme süreci yalnızca simge kullanımıdır.
  • Bilgisayarlar simge kullanır.
  • Böylece “düşünme (algılama)” yi araştırmanın en iyi yolu, hem beynin hem de bilgisayarın içindeki simge kullanan programları incelemektir.

Algılayan bilimin görevi; beyni sinir hücreleri ya da bilinçli akıl durumları düzeyinde değil de bir bilgi işlem dizgesi olarak işlevler düzeyinde doldurmaktır.

  1. Algılayıcılığın gerçek olduğunu söyleyenlerin psikolojik kanıtları şunlardır:
  2. İnsanların farklı zihinsel işlemleri farklı zaman dilimi içinde yerine getirmeleri.
  3. İnsanların bir dili konuşurken uydukları biçimsel kurallar, bilgisayarların işlem yaparken uyduğu kuralların bir benzeridir.Akılsal yaklaşımın kuramsal nedenleri vardır.
  4. Akıl ve beyin arasındaki bağlantıyı bilgisayar programı ve bilgisayar arasındaki beğlantıyla açıklayabiliriz.

Bu kanıtlara karşı çıkmak gerekirse:

  1. Kural İzleme: İnsanlar kuralları izlerken, onları yönlendiren kuralın anlamı ya da içeriğidir. Benim nasıl davranacağımda kuralın anlam içeriği rol oynar. Davranışın biçimsel özellikleri, kurallara uyulduğu konusunda yetersizdir. Ve bilgisayarlar yalnızca biçimsel kurallara uyarak çalışırlar.
  2. Dil bilim ile ilgili: Bilgisayarlar yalnızca biçimsel işlemleri yaparlar. Ben düşünmeye başladığımda bilgi-işlem yaparken, bilinçli ya da bilinçsiz olarak belirli akılsal süreçlere bağlanıyorum. Ama bilgi-işlem anlamıyla hesap makinesi, kesinlikle herhangi bir akılsal sürece sahip olmadığından, gerçek anlamda bilgi-işlem yapmamaktadırlar…. Yani hesap makinesinin sonucu alırken izlediği yol, benim düşünürken izlediğim yola benzese bile, yine de benim gibi davrandığı söylenemez; çünkü hesap makinesinin aklı yoktur. Beyinde nörofizyolojik düzeyde olup biten her şey, aslında düşüncelerin oluşmasına yol açar.
  3. Kuramsal nedenlerle ilgili: Mesela dengede kalabilme yeteneği… Biz biliyoruz ki, bir akıl kuramı, bizim devrilmeden yürümeyi başarabildiğimizi açıklamak için hiç de gerekli değildir. Aslında bunu sağlayan iç kulaktaki, kesinlikle hiç bir hesaplamaya yapmayan sıvıların bir bölümüdür. Düşünme başarımızda buna benzer. Bunu başaran da yalnızca beyindir. Görme, dil öğrenme gibi bir çok mutlak temel yeteneklerimizin temelinde herhangi bir akılsal düzey yok, beyin bu işleri öylece yapar. Nörofizyolojik olarak öyle bir yapımız vardır ki, başkalarının söylediği şeyleri işiterek ve onlarla etkileşerek dil öğrenmemiz mümkün olur.

John Searle Notları / Akıllar, Beyinler ve Bilim

Mayıs 23, 2009

İKİNCİ BÖLÜM – BİLGİSAYARLAR DÜŞÜNEBİLİR Mİ?

“Beyin bir bilgisayar, akıl ise bir bilgisayar programıdır” görüşünü benimseyen YZ araştırmasını GÜÇLÜ YZ olarak adlandıracağım. Bu görüş insan beyni konusunda, temel olarak biyolojik olarak hiç bir şeyin olmadığı sonucuna varmaktadır.

Newell ve Simon’a göre zeka, yalnızca fiziksel simgeleri ustalıkla kullanmaktır. Ancak simgelerin anlamları yoktur; simgelerin anlam içeriği bulunmaz; onlar hiçbir şey değillerdir. (Bu kafama takılan bir noktaya değinmek istiyorum: Simgelerin anlamı, aslında, aksiyomatik sistemin içinde belirginleşiyor zaten. Öklid dışı ve Öklid geometrilerinde örnek verebilirim. Öklid geometrisinde “en kısa  mesafe” anlamı, “iki nokta arasındaki bir doğru” olarak tanımlanıyor/anlamlanıyor. Ama Öklid dışı geometride ise “en kısa mesafe”, küre yüzeyinde isek bir “eğri” olarak tanımlanıyor. Yani aksiyomatik sistem anlam üretiyor.)

Ama, biçimsel ya da sözdizimsel olarak nitelenen programların bu özellikleri, aklın işleyiş ilkesiyle programın işleyiş ilkesi özdeş kabul edilirse korkunç yanılgılara yol açar. Bir zekaya sahip olmak, biçimsel ya da sözdizimsel işletime sahip olmaktan çok öte bir şeydir!

Çin odası düşünce deneyi bize ne anlatmak ister? “Biçimsel bir bilgisayar programını işletirken, dışta bulunan bir gözlemcinin bakış açısından sanki Çince anlayan bir insan gibisiniz; ama aynı zamanda tek kelime bile Çince anlamıyorsunuz. Çince anlamak için en uygun program bile Çince anlamınızı sağlamıyorsa, o zaman herhangi bir sayısal bilgisayarın da Çince anlaması olanaklı değildir. Bilgisayar programlarında bir sözdizim vardır ama anlam yoktur.”

Bilinçlilik, düşünme, duyumsama … gibi özellikleri, bilgisayar, benzetimlerini belki yapılabilir; ama bunları aynen kopyalayamaz. Ve hiç bir “benzetim”, “aynısı” değildir. Bu noktayı biraz açıklarsak; ülkenin çeşitli bölgelerinde yağmur getiren fırtınaların … bilgisayar benzetimini yapabiliriz. Şimdi bütün bu olasılıklarda tasarlanan bilgisayar benzetimlerinin gerçek olduğunu hiç kimse ileri süremez; hiç kimse, bilgisayarlardaki yağmur getiren fırtına benzetiminin bizi ıslatacağını … düşünemez. O halde sağduyusu olan bir kişi, neden akılsal süreçlerin bilgisayar benzetiminin, gerçekten akılsal süreçler olduğunu düşünsün!

(Burada biraz kafa patlatmak istiyorum: Yağmur benzetimi bir eylemde bulunmaz, hatta bir eylemde bulunsa da , bu eylem kendi doğal çevresinde olmadığı için bir anlam ifade etmez. Fakat aklın doğal çevresi içinde bulunan bilgisayarların, çevreyle olan ilişkisinden dolayı, onun eylemleri çevre için anlamlı olacaktır. Dolayısıyla biz onu “sanki akıllıymış gibi” algılayacağız. Gerçi düşünce de Çin odası deneyiyle çürütülmektedir tabii.)

SAVLAR:

  1. Aklın nedeni beyindir.
  2. Sözdizim anlam için yeterli değildir.
  3. Bilgisayar programları, bütünüyle kendi biçimsellikleri, sözdizimsellikleri ya da yapıları çerçevesinde açıklanır.
  4. Akılda akılsal içerik vardır; akıllar özellikle, anlam içeriğine sahiptirler.

SONUÇLAR:

  1. Hiç bir bilgisayar programı, tek başına aklın dizgesine sahip değildir.Onlar, tek başlarına, zeka sahibi olmak için yeterli değillerdir.
  2. Beyin işlevlerinin aklı oluşturma yolu, yalnızca bir bilgisayar programının işletilmesi değildir.
  3. Aklın ortaya çıkmasına yol açan herhangi bir şey, raslantısal olarak beyin güçleriyle eşdeğerde güçlere sahip olmalıdır. Kuşkusuz başka bir dizge, beynin kullandıklarından tümüyle farklı kimyasal ya da biyokimyasal maddeleri kullanarak aklın ortaya çıkmasına yol açabilir.
  4. İnsanın akılsal durumlarına eşdeğerde akılsal durumlara sahip olan herhangi bir insan yapımı nesne için, içine konulacak bilgisayara programı tek başına yeterli olmayacaktır. Bu nesnenin, insan beynindeki güçlere eş değerde güçlere sahip olması da gerekmektedir.

Gödelci garip döngü…

Mayıs 23, 2009

Matematikteki biçimsel dizgelerde ortaya çıkan Gödelci garip döngü, böylesi bir dizgenin “kendisini algılamasına“, kendisi hakkında konuşmasına, “kendisinin farkında olmasına” imkan veren bir döngüdür. Ve bir anlamda, böyle bir döngüye sahip olmak sayesinde biçimsel bir dizgenin “kendi edindiğini” söylemek haddini aşmak olmayacaktır.

Tuhaf olan, bu iskeletimsi “kendilerin” varlığa geldiği biçimsel dizgelerin yalnızca anlamsız simgelerden oluşmasıdır.

O halde “varlık” ve “bilinçlilik“, garip döngüler ile ilişkilidir.

“GEB  (“Gödel,Escher, Bach”) ‘den alıntıdır.”

zeki ve zeki olmayan

Mayıs 23, 2009

Zeki ve zeki olmayan davranış arasındaki sınır nedir? Zeka için gereken temel özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

  • durumlara oldukça esnek tepkiler vermek
  • raslantısal koşullardan yararlanmak
  • belirsiz ya da çelişkili mesajlardan anlam çıkarmak
  • bir durumun farklı öğelerinin göreli önemini tanımak
  • kendilerini ayıran farklılıklara karşın, durumlar arasındaki benzerlikleri bulmak
  • kendilerini bağlayan benzerliklere karşın, durumlar arasındaki farklılıkları bulmak
  • eski kavramları, yeni biçimlerde bir araya getirerek yeni kavramlar oluşturmak
  • yeni fikirler ortaya atmak

Peki ne tür kurallar, bizim zeki davranış olarak düşündüklerimizin tamamını ele geçirebilir? Düz kurallar; bu düz kuralları değiştiren meta kurallar; bu meta kuralları tanımlayan meta kurallar …

Zekanın esnekliği çok fazla sayıdaki değişik kurallar ve kural düzeylerinden gelir.

Kaynak: GEB

Yan Değiniler (Ludwig Wittgenstein)

Mayıs 8, 2009
  • Yeni bir sözcük tartışma toprağına atılmış taze bir tohum gibidir.
  • Düşünür, bütün ayrıntıları çizmeye çalışan ressama çok benzer.
  • Başardığın, başkalarına, senin için ifade ettiğinden daha fazla bir şey ifade edemez. Sana neye mal olmuşsa, onlar da o kadar ödeyecekler.
  • Başkasının derinlikleriyle oynama!
  • Kişi mantıkta bir dümen çevirse, kendinden başka kimi aldatabilir ki?
  • Cehennem dehşeti tek bir günde yaşanabilir; bu kadar zaman bol bol yeter bunun için.
  • Düşünmede de bir sürme zamanı vardır, bir de hasat zamanı.
  • Kendini aldatmamaktan daha zor bir şey yoktur.
  • Yaşamın üstünde, beygir üstündeki kötü binici gibi oturuyorum.Hemen şimdi yere çalınmamamı da yalnızca atın iyi huyluluğuna borçluyum.
  • Nasıl da zor oluyor gözümün önünde duranı görmek!
  • Bir insan kilitli olmayan, ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, odada hapistir.
  • Acaba, insanı çıldırtan, yerine gelmeyen bir özlem mi?
  • Sözcükler eylemlerdir.
  • “Bu sözcüklerde kocaman bir acılar dünyası yatıyor.” Nasıl olabilir ki bu?-Bu dünyayla bağları var.Bu sözcükler, içinden meşe ağacnın çıkıp büyüyebileceği palamutlar gibiler.
  • Kişi yalan söylemiyorsa yeterince özgürdür.
  • Kitap, yaşamla doludur- bir insan gibi değil, bir karınca yuvası gibi.
  • Temele gitmek unutuluyor hep. Soru imi yeterince derine konmuyor.
  • Yeni kavramların doğum sancıları…
  • Bir tümce anlamını ancak onun mantıksal tasarımı olmakla dile getirebilir.
  • İlkin gezginliğe çıkman gerek; ancak sonra, yurduna dönebilir, o zaman da ötekilerini anlayabilirsin.

Ludwig Wittgenstein‘ in “Yan Değiniler” isimli kitabından bazı alıntılar.

John Searle Notları / Akıllar,Beyinler ve Bilim

Mayıs 1, 2009

BİRİNCİ BOLUM – AKIL ve BEDEN SORUNU

  • Evren ile insan arasındaki ilişki nedir?
  • Kendimiz hakkındaki “tasarımlarımız” (bilimsel, özgürdüşünen akıllı öğeler) ile “bilimsel kavramları” (bilinçsiz, anlamsız fiziksel parçaları) nasıl bağdaştırabiliriz?
  • Anlamsız parçalardan oluşmuş dünya, anlamı da nasıl içerebilir?
  • Sayısal bilgisayarlar bize insan aklının ve zekasının doğru bir tasarımını verebilir mi?
  • Aklımızla evren arasındaki bağlantı nedir?
  • Aklın beyinle olan bağlantısı nedir?

Akıl ile ilgili olan bu tarz soruların çözümü aslında çok basittir. Cevapları iki yönlü aramamız gerekecektir: 1)Nörofizyolojik olarak , 2) akılsaldurumların özellikleri ile (ağrı, özlem vs…).

Akıl felsefesinde modası geçmiş çözümler de vardır. Bunlar 2 ana başlıkta toplanabilir: Birincisi ruhla maddeyi eş olarak kabul eden Monoist felsefe ki bu da kendi içinde materyalist (varlığı maddeye indirgeme) ve idealist (varlığı düşünceye indirgeme) olarak ikiye ayrılır. Materyalist felsefe kendi içinde de ikiye ayrılır: Davranışçı ve Fizikselci olarak. İkincisi ise Dualist felsefedir. Burada ise ruh ve madde ayrı  olarak ve biri diğerine indirgenmez olarak düşünülür.

Bu yaklaşımlar gereksizdir. Çünkü biz “sindirim-mide” sorununda bu felsefelerin hiç birine girmeden araştırmalarımızı yaparız. Bu anlayış neden “akıl-beden” sorunundan farklı olsun ki?

Akılsal şeyleri -ki mesela: özlem, sevinç düşünme vs…- öznel, bilinçli olmayan şeyler olarak düşünürüz. Öte yandan fiziksel şeyler var. Eğer açıklamalarımız bunlardan birini yadırgıyorsa bizyanlış yoldayız demektir. Bu duruma örnek fiziğin başarısıyla akılsal varlığımızın daha aşağı konumlara çekilmesi örnek olarak gösterilebilir. Neden bir çok kuramcı, akılsal olgunun temel akılsal özyapısını yadsıma yolunu tutar?

Akılsal olgunun dört belirgin özelliği vardır ki bunlar maddeden oluşmuş dünya kavramına uymaz:

  1. Bilinç
  2. Maksatlılık (zihnin çeşitli konumlarını yönlendirir)
  3. Akılsal durumların özelliği (ağrı, duyumsamavs…)
  4. Aklın nedenselliği (Düşünce ve duygularımız davranışlarımızdan farklıdır; bunlar fiziksel bir dünya üzerinde gerçekten nedensel bir etki yapmaktadır. Düşüncelerin kendilerini aksonların çevresine sarabildikleri ya da dendritleri sarstıkları ya da hücrelerin içine sızdıkları ve hücre çekirdeğine saldırarak onu etkiledikleri mi varsayılamalı?)

Eğer açıklamamız bu dört özellikten en azbirini bile yadsırsa yanlış yoldayız demektir.

Akıl-beden problemi hususunda ileri sürmek istediğim iki sav şudur:

  1. Bütün akılsal yaşamamız beyinde olup biten süreçler tarafından yönetilir.
  2. Bütün akılsal olgular, yalnızca beynin ayırıcı özellikleridir.

Bu iki savı birlikte ele alırsak;  “beyinlerin düşüncelerin nedeni olduğu ve düşüncelerin de beyinlerin bir özelliği olduğu” yargısına varırız.

Fiziksel olgulardaki temel ayırıcı özellikler, mikro ve makro sistemlerin özellikleridir. Yani bir çok bütünsel ya da yüzeysel özellik, elementlerin mikro düzeydeki davranışlarıyla nedensel olarak açıklanabilir. Masanın sertliği, masayı oluşturan moleküllerin yapı örgüsüyle açıklanabilir. O halde, neden, akıl ve beyin arasındaki ilişkiyi, akılsal durumlara neden olan beyin işlevlerine göre açıklamayalım? Bu durumda, akılsal olgulara beyinde bulunan sinir hücrelerindeki süreçler neden olmakta ve aynı zamanda bunlar,sinir hücrelerinden oluşan sistemde gerçekleşmektedir.

Şimdi akıl beden sorununun çözümüne girişildiğinde karşılaşacağımız dört problem vardır:

  1. Bilinçlilik nasıl mümkün olur?
  2. Atomlar boşlukta nasıl “kasıtlı” davranırlar? Atomlar nasıl bir şey çevresinde özelleşebilir?
  3. Akılsal durumların özelliğini, gerçek dünya kavramlarıyla nasıl uzlaştırırız? (burada olay: öznelliğin de bilimsel bir kavram olarak düşünülmesidir. mesela “bilinc”im özneldir ve bilimsel olan beyin nesnelliği ile ilgilidir.)
  4. Akılsal olgular, nasıl, fiziksel olgulara neden olmaktadır?

Çözümü hem Ansalcılığın (yani varlıkların ve cisimlerin anda -zihinde- var olduğunu savunur) hem de Fizikselcilikte aramamız gerekecektir.

Yapay Zeka Felsefesi

Nisan 22, 2009

Yapay zeka felsefesi temel olarak “makine” ve “düşünme” arasındaki ilişki üzerine kafa patlatır. İşte bazı kafa patlatmalar:

  • Makineler düşünebilir mi? Makineler zeka sahibi olabilir mi?
  • İnsanların düşünerek çözdüğü her problemi makineler de çözebilir mi?
  • Makineler zihin, akıl, bilinç … vs sahibi olabilirler mi?

Bunlar ve benzeri sorular YZ Felsefesinin inceleme alanına girer. Şimdi “makineler zeka sahibi olabilir mi?” sorusuna kafa patlatalım biraz.

İlk önce incelememiz gereken mevzu “makine” ve “zeka” kavramı olacaktır. Zeka’ yı zihinsel yeteneklerin hepsine sahip olma olarak düşünebiliriz. Nedir bu zihinsel yetenekler peki? Problem çözme, algılama, dil öğrenme ve anlama … gibi yapılardır. Bunların her biri bilişsel psikoloji, nörobilim, bilişsel bilim ve yapay zeka için önemli araştırma alanlarıdır.

Şimdi gelelim “makine” kavramına… Makine kavramından ne anlamamız gerekecek? Acep Turing Makinesi’ ni mi (yani nam-ı diğer bilgisayarlar) yoksa Kuantum Makinesi’ni mi (teorik olarak mümkünmüş) yoksa Biyolojik Makine mi (beyin gibi karbon bazlı salgılı bi şey) anlamak gerekecek. İşin felsefe tarafında bu tanımlar önemli gibi gözüküyor. Çünkü kimi filozoflara göre (temsil misal John Searle) zeka/akıl için beyin gerekliymiş (“Beyinler akılların sebebidir.” diyor kendisi), kimilerine göre ise bizim zeka/akıl sebebimiz beynimizde bizden habersiz gerçekleşen olayların kuantum boyutuymuş (örneğin Roger Pensore).

Neyse bu tartışmalardan şimdilik uzak durup biz tercihimizi (en azından Kuantum ya da Biyolojik Makine’ ler evlerimize girene kadar) sayısal bilgisayarlardan yana yapıp bu yönde kafa patlatmamızı sürdürelim.

Şimdi efendim, biz diyoruz ki, bilgisayar sistemlerinde Yapay Zeka bilgisayarın zeka sahibi olmasıdır (bundan sonra makine deyince bilgisayar anlayacağız). O halde sorumuz “Bilgisayarlar zeka sahibi olabilir mi?” şeklinde olacaktır (normalde bir soruyu başka bir soruya indirgeme problemin çözümünde rahatlık sağlar fakat biz hala aynı bunalımdayız). Size çok ilginç gelecek ama bu soruya verilen cevap sayısı ikidir (1. Evet olabilir  2. Hayır olamaz). Ve genelde dönen muhabbet bir kaç kelime etrafındadır (şu vakte kadar anladığım kadarıyla ki pek bi şey anlamadım gibi geldi bana): Gödel Kuramı, Beyin, Bilinçsizlik, Fizik. Her bir kavram üzerinde tartışmamızı ilerletelim:

Gödel Kuramı: Gödel Kuramı bize her sistemde doğruluğu ispatlanamayan önermeler olduğunu söyler. Nasıl yani? “Bu cümle ispatlanamaz.” demek, eğer bu cümleyi barındaran sistem bu cümleyi (yani önermenin doğruluğunu) ispatlarsa önerme yanlış olmuş oluyor yani sistem doğru bir önermeyi yanlışlayarak “tutarsız” oluyor. Yok eğer sistem bu önermeyi ispatlayamazsa o zaman önerme doğru oluyor bu durumda sistem “eksik” oluyor. Yani her aksiyomatik sistemde doğruluğu ispatlanamayan önermeler vardır. Peki bunun YZ ile ne ilişkisi var? Gödel’ in YZ üzerinde dört yorumu var:

  1. Lucas’ dan gelen yorum: Lucas’ a göre makinelerin her zaman doğruluğunu anlayamayacağı/ispatlayamayacağı önermeler olacaktır diyor. Ve devam ediyor: “Fakat insan oğlu bu önermlerin doğru olduğunu biliyor. Bu da insanı makinelerden üstün kılıyor.”
  2. Hofstadter’dan gelen yorum: Hofstadter, Gödel Kuramı’ yla bilinci oluşturabileceğimiz aynı zamanda Lucas’ ın tezinin insanlar için de geçerli olduğunu söylüyor. “Lucas bu cümlenin doğruluğunu öne süremez.” cümlesi aksiyomatik bir sistemde olduğu gibi “Lucas”  tarafından da aynı mevzulara maruz kalıyor. Eğer Lucas bu cümlenin doğruluğunu öne sürerse o halde “tutarsız”, süremezse de “eksik” olacak.
  3. Pensore’dan gelen yorum: Pensore de Gödel cümlelerini sadece insanların anlayabileceğini aynı zamanda insan beynindeki süreçlerin kuantum fiziğiyle ilişkili olduğunu söyler.
  4. Russell ve Norvig’den gelen yorum: Gödel Kuramı sonsuz bellek ve zaman gerektirir. Fakat makine ve bilgisayarlar kısıtlıdırlar. Zeki olmak için herşeyi ispatlamak gerekmiyor.

Beyin: Searle’ ye göre insan beynindeki biyolojik, kimyasal… olaylarla akıl, duygu, hayal vs…meydana gelmektedir. Ve sayısal bilgisayarlar ile beyin arasında bu yönde hiç bir benzerlik yoktur. Bilgisayarların yaptığı tek şey sözdizimsel olarak işlem yapmaktır (Çin Odası’ ndaki gibi). Bilgisayarlar hiç bir zaman “dizge” lerini anlamlandıramaz.  “Eğer insan beyni yapısında bir şeyler tasarlanabilirse o zaman YZ mümkündür” der.

Bunların dışında Fiziksel Sembol Hipotezi (Newell ve Simon) vardır. Buna göre insan beyni sembolleri işleyen bir makinedir. Dreyfus ise insan zekasının ve uzmanlığının bilinçsizlikten doğduğunu öne sürmüştür. Bu söylem ile Hesaplanabilir Zeka yaklaşımı arasında şöyle bir ilişki vardır. Hesaplanabilir Zeka (ki meşhur örnekleri Yapay Sinir Ağları, Genetik Algoritmalar, Sürü Zekası vs…) bilinçsiz öğrenme ve çıkarsama üzerine araştırmalarını yoğunlaştırmıştır.

Aslında çerçeve bu kadar dar değil, benim şimdilik anlayabildiğim bu kadar. Bu mevzular için en iyi kaynak elemanların (filozofların, YZ cilerin) kitaplarıdır.

Yapay zekada açık Problemler

Nisan 14, 2008

*Yapay Zekâ(YZ) hakkındaki tartışmalar iki zıt görüş arasında gidip gelmektedir:
—YZ mümkündür.
—YZ mümkün değildir.

*Bu aşırı uçların olmasının sebebi, YZ’nin insan seviyesindeki zekâ ile ilgilenmesidir.

YZ mümkün değildir.
1)Makine zeki olamaz. Gödel kuramına göre makinenin doğruluk değerini anlayamayacağı ifadeler olacaktır.
2)Bilinç/zekâ üzerinde kuantum fiziği etkileri vardır.

Eleştiri:
1)Her YZ sistemi mantıklı olamaz. Bunun için istatistiksel, olasılıksal, rasgele… olaylarla öğrenme yoluna gider.
2)Kuantum makinesi icat edilse bile, bu makinenin YZ problemlerini çözüp çözülemeyeceği ilişkisinin(eğer varsa) nasıl olacağı gösterilemez.

YZ yeterince iyi bir model değil mi?

*Beyni modelleyebilmek için biraz daha fazla araçlara mı ihtiyaç var? -Analog? Kimyasal? Kuantum?

*Bu problem YZ’ nin açık problemlerindendir. Ve YZ üstüne çalışanlar bu sorunun cevabını merak ediyorlar.

*Turing-Church tezine göre, hesaplanabilir paradigma her şeyi modelleyebilir.

YZ mümkündür.
1)Teorik olarak YZ makineleri inşa etmek mümkündür.
2)Bu ileride gerçekleşecektir.
3)YZ’ deki tüm önemli problemler belli bir yakınlığa kadar çözülmüştür. Önemli olan bu yakınlığın derecesini artırmaktır.
4)Tüm bunlar olurken, insan H.Sapiens seviyesinde kalacaktır.

**Birçok YZ insanı 1.maddeyi benimsemiş durumdadır, fakat 2. ve 3.maddeye karşı çıkıyorlar.

*Bir zamanlar YZ insanları “hızlı ve yüksek belleğe sahip makinelerle” YZ’nin elde edilebileceğini düşünüyorlardı.
*Bu doğru değildir.YZ sistemi elde etmek için teorik bir alt yapıya ihtiyacımız vardır.

Bazı açık problemler şunlardır:
1)Aklın yapısı nasıldır? Hiyerarşik? Ağ yapısı? Kollektif?
2)Hareket secimi? Bir yaratık, birden fazla problem ile hep birden nasıl uğraşabiliyor?
3)Bir yaratık kendisi için olan amaçları nasıl üretir?
4)Dil nedir? Yaratıklar sembolik olan kelimeleri, anlamlarla nasıl sonlandırabiliyor?

Çeviri ve Özettir:”The Hardest Problem in The History Of Science by Mark Humphrys “